Haber

Kuyumcu dükkanlarında yeni dönem başlıyor: Artık yasaklanıyor!

Kuyumcu dükkanlarında yeni dönem başlıyor: Artık yasaklanıyor!

Son dakika haberleri…Kuyumcu dükkanlarında yeni dönem başlıyor. Yıllardır rafları ve vitrinleri süsleyen ‘Sahte altın’ artık tezgahlardan kaldırılacak. Ankara Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Çavuşculu: “Kuyumcu dükkanlarının raflarını süsleyen sahte altınlar yasaklanıyor” diye konuştu.

Son dakika haberi…Kuyumcularda yeni dönem başlıyor. Buna göre artık ‘Sahte altın’ kuyumcu dükkanlarında sergilenemeyecek. Sahte altınların kuyumcu tezgahlarından kaldırılacağını belirten Ankara Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Hasan Hüseyin Çavuşculu, “Hırsızları yanıltmaya yönelik kuyumcu dükkanlarının raflarını süsleyen sahte altınlar yasaklanıyor” dedi.

 

SAHTE ALTIN KALDIRILACAK: YETKİ BELGESİ İSTENECEK

Değerli eşyalarını kuyumcuya emanet veren tüketicilerin tezgahlardaki sahte altınlara aldandıklarını belirtmesi üzerine kuyumcu dükkanlarına yapılan soygunlarda hırsızları yanıltmaya yönelik raflarda bulundurulan demo (sahte/imitasyon) altınlar artık kaldırılacak ve kuyumculardan yetki belgesi istenecek.

Kuyumculuğu isteyen herkesin yapabildiğini ve bu konu hakkında bir yönetmeliğin olmadığını aktaran Ankara Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Çavuşculu, “Hırsızları yanıltmaya yönelik kuyumcu dükkanlarının raflarını süsleyen sahte altınlar yasaklanıyor. Son zamanlarda bir kuyumcunun emanet bırakılan eşyalarla birlikte kaçması ile kuyumculardan hem yetki belgesi istenecek hem de sahte altınlar raflardan toplanacak” ifadelerini kullandı.

 

“KUYUMCULUĞU YOLDAN GEÇEN HERKES YAPABİLİYORDU”

Yetki belgesi istenmesi hakkında önceden bir tüzüğün olmadığını vurgulayan Çavuşculu, “Kuyumculuğu yoldan geçen herkes
yapabiliyordu. Biz bunun üzerine Türkiye‘deki diğer oda ve derneklerle toplanıp Ticaret Bakanlığını ziyaret ettik ve kuyumcular adına bir yasa teklif ettik. Cumhurbaşkanımıza da 2017’de kuyumcular olarak bir yasa teklif ettiğimizi ilettik. Kuyum ticareti hakkında bir yönetmelik hazırlandı fakat daha sonra birtakım eksiklikler ile karşılaştık” diye konuştu.

2022 YILIN YETKİ BELGESİZ KUYUMCU KALMAYACAK

 

Çavuşculu, “31 Aralık 2021 tarihinden itibaren kuyumculardan yetki belgesi istenecek. Yetki belgesi almak için de ustalık belgesinin alınması gerekiyor. Vergi borcu yoktur yazısı ve meslek odasından belge alması gerekiyor. 4 yıldır kuyumculuk yapanlar var ama 5 yılı doldurmadıkları için ustalık belgesi için sınava giremiyorlar. Biz yönetmeliğin çıkış tarihinin baz alınmasını istiyoruz” açıklamasında bulundu.

“DEMO (SAHTE) ALTIN ARTIK KUYUMCU İŞLETMELERİNDE BULUNMAYACAK”

Yeni hazırlanan yönetmelikle artık tezgahlardaki sahte altınların kalkması ile herkesin kendi sermayesi ile çalışacağını vurgulayan Çavuşculu, “İç Ticaret Genel Müdürlüğünün hazırlamış olduğu yönetmelikte olduğu gibi kuyumcuda kıymetli ve değerli taşlar, altın, platin, gümüş gibi kıymetli madenlerin dışında hiçbir şey bulundurulmayacak. Çünkü tüketici yanılabiliyor, yanıltılabiliyor. Bir kuyumcu mahallelinin değerli eşyalarını emanet almış. Mağdurlar da beni arıyorlar, ‘Dükkanında 20-30 kilo altını vardı, altın doluydu’ diyorlar” dedi.

Haber

“14’üncü yılımızda 3 yeni mağaza açmayı hedefliyoruz”

“14’üncü yılımızda 3 yeni mağaza açmayı hedefliyoruz”

Makdis Pırlanta Yönetim Kurulu Başkanı Yahya Dede, markanın 14’üncü yılına özel yaptığı açıklamada “Yıl sonuna kadar 3 şube daha açarak, mağaza sayısımızı 6’ya çıkarmayı planlıyoruz.

Makdis Pırlanta Yönetim Kurulu Başkanı Yahya Dede, markanın 14’üncü yılına özel yaptığı açıklamada “Yıl sonuna kadar 3 şube daha açarak, mağaza sayısımızı 6’ya çıkarmayı planlıyoruz. Öte yandan markamıza özgü modelleri dünya çapında tanıtmaya hazırlanırken, Avrupa Birliği ülkeleri ve Katar pazarına girmeyi hedefliyoruz” dedi.

2007 yılında bir atölyede başladığı serüvenine, bugün Türkiye’de 100’ü aşkın satış noktası ile devam eden Makdis Pırlanta Yönetim Kurulu Başkanı Yahya Dede, markanın 14’ünci yılında açıklamalarda bulundu. Müşterilerine Türkiye’nin her yerindeki satış noktaları ile ulaşmayı hedeflediklerini söyleyen Dede, 2021 yılı sonuna kadar başta Trabzon olmak üzere 3 yeni şube daha açarak 6 şubeye ulaşmayı hedeflediklerini belirtti.

AVRUPA BİRLİĞİ VE KATAR HEDEFİ 

Perakende ağını genişletmeye devam ettiklerini aktaran Dede, hedefleri arasında dünyaya açılmak olduğunu da söyleyerek, “Türkiye’de birçok lokasyonda satış noktamız bulunuyor. Artık sadece Türkiye’de değil, dünyada da adımızdan söz ettirmek istiyoruz. Türkiye’nin 100’ü aşkın satış noktasında, çeşitli yerlerinde toptan sektöründe, ürün tedariği sağladığımız kuyumcularda ürünlerimize ulaşabiliyorlarken artık Makdis olarak şubeleşmeye başladık.

Bu bağlamda hedeflerimiz; Avrupa Birliği ülkeleri ve Katar. Yeni yıla yeni hedeflerle girmek istiyoruz. Hollandada bir kaç ay içerisinde şubemiz açılmış olacak . belçika ve katar pazarına girmeyi hedefliyor ve bunun için çalışmaları sürdürüyoruz.” diye konuştu.

“ÜRETİCİ OLMANIN AVANTAJINI TÜKETİCİYE YANSITMAK İSTİYORUZ”

Üretici olmanın avantajını tüketiciye yansıtarak yeni modellerle ve ulaşılabilir fiyat politikasıyla herkesi pırlanta ile buluşturmayı hedeflediklerini vurgulayan Dede, “Toptanda gösterdiğimiz başarıyı aynı şekilde parekende sektöründe de göstermek için emin adımlarla ilerliyoruz. Kapalı Çarşı’da Şerefefendi Sokak’ta merkez binamızı açtık ve buradaki konsept ile tüm Türkiye’ye ve dünyaya markamıza özgü modellerimizi sunmak için hazırlanıyoruz. Türkiye’de yılbaşına kadar 3 yeni mağaza daha açmış olacağız” dedi.

Dede, sözlerini şöyle sürdürdü:”Müşterilerimizin satın alacağı tüm pırlanta yüzük, kolye, küpe, bileklik ve gerdanlıklarda ilk 6 ay koşulsuz değişim fırsatı sunuyoruz. Tüm müşterilere satın aldıkları pırlanta ürün için kullanım ömrü boyunca ücretsiz bakım garantisi sağlıyoruz. Tüketiciler memnun kalmadığı takdirde, kullanmış olsalar dahi sebep belirtmeksizin ilk 6 ay içinde fiş ya da faturaları ile koşulsuz değişim yapabiliyor.”

Uncategorized

Mücevher İhracatçıları Birliği’nden önemli destek!

Mücevher İhracatçıları Birliği’nden önemli destek!

Türkiye mücevher sektöründe tasarımın gücünü artırabilmek amacıyla taş kesim atölyelerine destek veren Mücevher İhracatçıları Birliği, Tokat Valiliği ile imzaladığı protokolle Tokat İl Milli Eğitim Müdürlüğü Halk Eğitim Merkezi Yarı Değerli Taşlar ve Kuyum Atölyesi’ne destek vermeye başladı.
Tokat Valisi Dr. Ozan Balcı, Tokat İl Milli Eğitim Müdürü Murat Küçükali, Mücevher İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kamar ve Yönetim Kurulu Üyesi Bogus Sıradağ ile Kuyumculuk Sektör Danışman Oğuz Demir’in katılımıyla Tokat’ta bir imza töreni gerçekleştirildi. Mustafa Kamar: “Gençlerin ve Kadınların Meslek Sahibi Olmalarını Hedefliyoruz” İş birliğine dair bir değerlendirme yapan Mücevher İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kamar, şunları dile getirdi: “Birlik olarak İstanbul’da kurulu olan atölyemizdeki eğitimlerin Anadolu’ya yayılması için çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Kütahya ve Diyarbakır’ın ardından Tokat’taki atölyeye destek verecek olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Çalışmalarımızın amacı gençler ve kadınların meslek sahibi olmalarını sağlamak. Sektörümüzde büyük bir ihtiyaç olan taş kesi ustalarının sayısı arttırmak istiyoruz. Böylelikle ülkemizde var olan yarı değerli mücevher taşlarının ham taş olarak değil, işlenmiş taş olarak ihraç edilmesini sağlayarak ihracat gelirlerimizi arttıracak, çoğalan taş kesim ustalarının keseceği taşlarla ithalat döviz harcamalarımız da azaltacağız.” Tokat’taki atölye, 2 yıldır faaliyet gösteriyor Tokat’ta kurulu olan Yarı Değerli Taş İşleme ve Kuyum Atölyesi, 10 farklı türdeki yarı değerli taşların işlenmesi, ekonomiye kazandırılması ve kadın istihdamına destek olunması amacıyla Tokat Valiliği ve Tokat Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle iki yıl önce kuruldu. Toplam 22 kişinin görev yaptığı ve 50 kişinin eğitim aldığı atölyede yarı değerli ham taşların kesiminden işlenmesine ve mücevherata dönüştürülmesine kadar tüm işlemler gerçekleştiriliyor. Mesleki eğitime ve istihdama ihtiyacı olan anadolu şehirleri tercih ediliyor Mücevher İhracatçıları Birliği, taş kesim atölyeleri için yatırım ve işletme teşviklerinin yoğun olduğu, mesleki eğitime ve istihdama ihtiyacı olan Anadolu’daki şehirleri tercih ediyor. Atölyelerde en az 2 taş kesim ustası olmak üzere ihtiyaca göre istihdam yapılıyor. Sürekli olarak uygulamalı taş kesim eğitimleri verilen atölyelerde öğrenciler, atölyeye girdikleri andan itibaren önlüğü takıp taş kesmeye başlıyorlar.

Gezi

Türkiye’nin görülmesi gereken en özel adaları; Gökçeada, Bozcaada ve Cunda Adası

Türkiye’nin görülmesi gereken en özel adaları; Gökçeada, Bozcaada ve Cunda Adası

Tarihi yapıları, doğası, mavinin çeşitli tonlarına sahip denizi ve kendine has lezzetleri ile Türkiye’nin görülmesi gereken en güzel adaları; Gökçeada, Bozcaada ve Cunda Adası. Özellikle hafta sonları adaları ziyaret etmenizin tam zamanı!

Gökçeada Bundan 8500 yıl öncesinde bile üzerinde yerleşim olduğu kanıtlanan Gökçeada, aynı zamanda Türkiye’nin en büyük adası olma özelliğini de taşır. Günümüzde Çanakkale’nin bir ilçesidir ve Çanakkale’den yapılan feribot seferleriyle Gökçeada’ya ulaşmak mümkündür. Yıllar boyu birçok farklı medeniyetin ve ülkenin toprağı olduğu için üzerinde hepsine ait izler barındırır. Üzerinde binlerce yıllık tarihinin kanıtı olarak taş Rum evleri, kiliseler, Fatih Sultan Mehmet döneminden kalma bir cami ve daha ulaşılamamış nice kalıntı vardır. Eğer Gökçeada’nın tarihini detaylı bir şekilde öğrenmek isterseniz içindekilerin çoğunun yerli halk tarafından müzeye bağışlanmış olduğu ve adanın merkezinde bulunan Gökçeada Kent Müzesi’ni çok cüzi bir fiyata ziyaret edebilirsiniz. Ek olarak Gökçeada’nın köylerine giderek oğlak tandır, cicirya, damla sakızlı muhallebi, dibek kahvesi gibi yerel lezzetlerinden tadabilirsiniz. Düşük nüfus yoğunluğu nedeniyle doğası bozulmamış olan Gökçeada’nın eski ismi ana tanrıça, yani bolluk tanrıçasının evi manasına gelen İmroz’dur. Gerçekten de bu topraklar o kadar bereketlidir ki üzerinde sayısız bitki yetişir. Türkiye’nin en batı ucu da bu adada yer alır. Denizi de bir o kadar zengindir, içinde birçok canlı yaşar. Aynı zamanda çoğunlukla rüzgârlı bir yer olması nedeniyle burada rüzgâr sörfü gelişmiştir. İnce kumlu ve soğuk deniziyle Aydıncık Plajı, Gökçeada’da rüzgâr sörfü için en uygun yerdir. Kumsalı çakıl olan ve bunun yanı sıra Türkiye’nin tek milli su altı parkı olma özelliğini taşıyan Yıldızkoy’da ise dalış yapmak mümkündür. Bozcaada Çanakkale’ye bağlı bir ada olan Bozcaada, diğer adalara nazaran çok daha hareketli ve kalabalıktır. Bunun nedeni adada yapılacak aktivitelerin oldukça çeşitli oluşudur. Örneğin her gün adanın merkezinden ziyaretçileri gün batımını izlemeye götürmek üzere bir minibüs kalkar. Aynı noktada her gün yola çıkan bir tekne bulunur ve bu tekne ile turlar düzenlenir. Bir başka etkinlik olarak Ayazma Manastırı veya Bozcaada Kalesi ziyaret edilebilir. Tabii ki bu etkinliklerin en başında Bozcaada’nın serin ve berrak sularında yüzmek gelir. Adanın en popüler plajı, ulaşımın merkezden minibüsle sağlanabildiği Ayazma Plajı ve Akvaryum Koyu’dur. Deniz buralarda o kadar temiz ki gerçekten de suyun altındaki canlıları net bir şekilde görebilir, balıklarla yüzebilirsiniz. Ne zamandan beridir bilinmeksizin Bozcaada’nın şarap üretimi hem çok kaliteli hem de çok meşhurdur. Şarapların bu kadar kaliteli oluşunun nedeni adanın üzümlerinin kalitesidir. Nitekim adanın büyük bir kısmını üzüm tarlaları oluşturur. Her yıl eylül ayının ilk haftasında düzenlenen bağbozumu şenlikleri, Bozcaada’nın büyük gelir kaynaklarından bir tanesidir. Adada şarap tadımı ve satışı için pek çok dükkân bulunur. Ek olarak bağbozumu turlarına katılıp birçok üzüm bağına gidebilir ve üzüm türleri ile üzümlerin nasıl toplanması gerektiği üzerine bilgi sahibi olabilirsiniz. Cunda Adası Genel olarak Cunda Adası olarak bilinen ve bir diğer adı Kurtuluş Savaşı’nda işgalcilere karşı attığı kurşunla direnişi başlatmış olan Ali Bey’in anısına Alibey Adası olarak anılan bu ada, zengin bitki örtüsü ve dingin atmosferiyle ziyaretçilerin ilgi odağı olmayı başarıyor. Adada cazibeyi sağlayan unsurların en önemlisi eski Rum yapılarıdır. 1924’teki nüfus mübadelesinde bu toprakları terk eden Rumların ardından geriye manastırlar, kiliseler, eski Rum evleri ve taş sokakları kalmıştır. Yalnızca dışarıdan bakıldığında bile hakkında pek çok bilgi sahibi olabileceğimiz Rum evlerinin renklerinden tutun estetik dizilişine kadar turistleri büyülediği söylenebilir. Yine bu evlerin yan yana sıralandığı sokaklarda yürürken şehrin gürültüsünü unutup Cunda Adası’nın dinginliğinde kendinizi huzurun kollarında bulabilirsiniz. Adanın sahilinden sonra en çok ziyaret edilen yeri Aşıklar Tepesi’dir. Bu tepe hem Cunda’nın hem de çevre adaların panoramik bir görüntüsünü sunması nedeniyle oldukça sık tercih edilmektedir. Şu anda Rahmi M. Koç Müzesi olan Taksiyarhis Kilisesi ise adanın mutlaka görülmesi gereken noktalarından bir tanesi olma özelliğine sahiptir. Tarihi yel değirmenleri ise güzel bir manzara eşliğinde sizi karşılayacaktır. Cunda’da mutlaka yapılması gerekenlerden biri ise Milli Park’ta tekne turuna katılmaktır. Eğer adadan ayrılmak istemezseniz Ortunç Koyu’na yüzmeye de gidebilirsiniz. Son olarak denemeyi dilerseniz damla sakızlı kahve ve damla sakızlı dondurma; lor tatlısı, papalina ve deniz ürünlerinin yanında adanın ünlü lezzetlerini oluşturmaktadır.

Köşe

LÜKS SEKTÖRDE MÜŞTERİ SADAKATİ

LÜKS SEKTÖRDE MÜŞTERİ SADAKATİ

Marka sadakati ve müşteri sadakati birbiriyle yakından bağlantılı olmasına rağmen aslında çok farklı iki kavramdır. Farklı olmakla birlikte, ikisi de müşteriyi elde tutma ve yeniden satın alma olgularını doğrudan etkiler.

Marka sadakati denildiğinde; Tüketicilerin markayı her şeyiyle nasıl algıladığıyla ilgili durumdur.Bu kısaca, itibar veya marka ilgili önceki deneyimler olabilir.Tüketiciler (genelde) bir markaya sadıktır. Çünkü o markanın herkesten daha iyi hizmet ve kalite sunduğuna inanırlar. Bu,fiyatlandırmadan bağımsız olan bir durumdur. Markaya sadık bir müşterinin, markanın diğer ürünlerini denemesi daha olasıdır.Bununla birlikte, fiyatlarınız yüksek bir düzeye çıkarsa, ya da müşterileri meşgul etmek için çaba göstermeyi bırakırsanız, yelpazenin müşteri sadakati ucundaki tüketiciler, markanızdan vazgeçerler. Müşteri sadakati denildiğinde ise; Bu durum öncelikle, tüketicilerin genel harcama gücü ile ilgilidir. Onlara, markanızın sunacağı teklifler açısından nelerin öncelikli olacağı önemlidir. Rakiplerde aradıkları hizmet kalitesi, farklılığı, hissettirme, deneyim gibi önemli unsurlarla ilgilidir ki, unutulmaz bir müşteri deneyimi arayan varlıklı tüketiciler, tam da bunu sağlamak için tanınmış lüks markalara güvenirler.Bununla birlikte, müşteri deneyiminin kalitesiyle ilgili sorunlar, iyileştirmelerle ve müşterilerle yeniden etkileşim kurma ve uzun vadede onlardan daha güçlü bir sadakat derecesi kazanma fırsatları da oluşturur.Lüks markaların müşteri deneyimini yeniden keşfetmeleri için, kullanılmayan fırsatlardan yararlanabileceği üç önemli uygulama ön plana çıkıyor: 1- Müşteri deneyimini işletmelerinin merkezine yerleştirmek. 2- Kişisel ilişkilerin gücünü yeniden gözden geçirmek. 3- Dijital devrimi kabullenmek. Özellikle yüksek değerli, yüksek duygulu satın almaların söz konusu olduğu bir premium lüks sektörde, ürün veya hizmet söz konusu olduğunda, marka, bir müşteriyi ömür boyu tutmaya çalışır. Aşağıda, maksimum sonuçları sağlayan yeni yüksek performanslı pazarlama ve yenilik kurallarıyla, birinci sınıf ve lüks bir müşteriyi elde tutma programını güçlendirmek için bir kaç uygulama önereceğim… Mevcut müşterilerinizin değer ölçümleriyle başlayın… Müşterinin mevcut durumunu belirlemeye yönelik en güçlü yaklaşım; değer, güncellik, sıklık ve parasal değerlerinin hesaplamasını yapmaktır. Bu, onlarca yıllık, denenmiş ve gerçek bir yöntemdir. Çoğu ürün ve hizmet de dahil olmak üzere lüks markalardaki müşterilerin ilk %5’i satışların yaklaşık %40’ını, sonraki %15’i ise satışların %30’unu gerçekleştirir. Müşterilerin %80’i ise, satışların kalan %30’unu… Birçok marka, müşteri yaşam boyu değerini hesaplamak için işlem verilerini kullanır ya da kullanmaya çalışır. Fakat çoğunluk müşterileri hakkında fazla bilgileri yoktur. Müşterilerin verilerinin doğruluk oranı (yaklaşık) %30 doğrudur… Bu nedenle müşteri tarafından potansiyel “yaşam boyu değeri” tahmin etmek çok zordur. Bunun sağlam temeller üzerine inşa edilmesi gerekir. Önemlidir! Müşteriden gelen davranışsal veriler, gizli silahınızdır. Müşteri verilerinin çoğunluğunu oluşturan işlem verilerinin tahmin gücü sınırlıdır. Müşteriyi tanıyan (tanıdığını iddia eden) satış ekibi, müşteri piramidinin tepesinde yer alan VIP segmenti ile ilgili, %5’i hakkında bilgiye sahiptir.Bu seviyedeki müşteriler, kişisel alışveriş, alışkanlıklar, zevkler ve tercihler hakkında birçok şey paylaşırlar. Elde tutma, bu segment için daha kolay ve oldukça proaktiftir. Müşterilerin %15’i ile ilgili, markaların çok daha az verisi vardır. Bu yüksek değerli, yüksek potansiyelli müşterilerle, genellikle bir mağaza satış görevlisi ilgilenir ve ne yazık ki, takip disiplini karışıktır. Çünkü genellikle müşteri demografisi, gerçek ihtiyaçlar ve ilişki potansiyeli hakkında çok az şey bilinir.Elde tutma çabaları çoğunlukla rastgele bir süreçtir.Daha az sıklıkta alıcıların en alttaki %80’i içinde, çok sayıda yüksek potansiyelli müşteri vardır. Fakat, yeterli seviyede verilerin bulunmamasından dolayı, pazarlama ya da satış çabası, müşterileri alakasız tekliflerle sürekli olarak taciz eder duruma gelir.Elde tutulması gereken ve tabanın %95’ini oluşturan müşteri segmentini derinlemesine anlamak için zengin bir davranışsal veri kaynağına sahip olmak mecburiyeti vardır.Marka, satışlara dönüşme olasılığı yüksek tahminler ve öneriler oluşturmak için, müşteri tabanındaki segment hakkında daha önce hiç elde edilemeyen eyleme geçirilebilir iç görüler elde etmesi gerekir. Hayati önem taşır! En iyi %5’inizi bunaltmayın… Markalar, en değerli VIP segmenti ile son derece hassas bir denge ile karşı karşıyadır. Bu segmentteki müşteriler, sanki müşteri kaynakları ve markaya yönelik arzuları sınırsızmış gibi, markaların sürekli olarak kendilerine daha fazla satmaya çalıştıklarından şikayet ederler. Ticari dokunuşları sevmezler..Markaların bu grup için özel hizmetler, özel ve sınırlı sayıda üretilen ürünler geliştirmesi gerekiyor. Müşteriyi sürekli temaslarla rahatsız etmek yerine, ilişki yöneticileri müşteriye aile üyelerini, arkadaşlarını ve meslektaşlarını katılmaya veya yönlendirmeye ilham veren benzersiz, olağanüstü deneyimler ve olaylar icat etmelidir.Bu sadakat düzeyindeki müşteri değeri formülleri satın almaları içermelidir. Ancak, satın almalar maksimuma çıktıkça, müşteri değeri hesaplamaları, müşteri tarafından yönlendirilen ağlarının üye sayısını ve her bir yönlendirilen müşterinin yaşam boyu değerini içermelidir. Yüksek olasılıklı müşteri katmanınızı oluşturmaya odaklanın. Sağlıklı ve doğru işleyen veri sisteminiz ve müşteri değeri ile ilgili tahmine dayalı davranışsal öngörüleri ve neredeyse her müşteri için doğru yaşam boyu değerleri hesaplayabilirsiniz.İhtiyaçları belirleyebilir ve ilişki kurma çabalarına öncelik verebilirsiniz. Markanız, karşılıklı değer katan, daha derin ilişkiler kurmak için müşterilere yüksek olasılıklı öneriler sunabilir. %80 kesim ile ilişkilerinizi keşfedin ve sıkı kurun. Veri eksikliği nedeniyle birçok markalar, çok sayıda müşteriyle verimli iletişim kuramıyor. Meta olan kitlesel markaların aksine, lüks markalar, müşteri tabanının %80’ini, onlar hakkında çok az şey bildikleri için görmezden gelmeyi göze alamazlar.Veriler, en üst iki katmanlı, potansiyeli yüksek olan benzer müşteri segmentlerini tanımlayacaktır. Bu segmentle uğraşmanın önemli bir kuralı, iletişimi insancıllaştırmak ve kişiselleştirmektir. Tahmin ve tavsiye algoritmaları sihrinin yapacağı e-postalar, metinler ve aramalar, satış departmanı tarafından oluşturulmalıdır. Duygusal Zeka, tüm müşteri değeri segmentlerinde ilişki kurmanın gizli bileşenidir. Yüksek performanslı müşterilerden elde edilecek zamanında veriler, markanın doğru iletişimi, doğru müşteriye, doğru zamanda, elde tutmayı sağlamak için alma olasılığını önemli ölçüde artıracaktır. Etkili iletişim, duygusal zekanın dört unsurunu bünyesinde barındırmalıdır. Bunlar; uzmanlık, derin empati, güvenilirlik ve nezaket.!Her müşteri segmentinde yer alan müşteriyle kullanılmalıdır. Her bir değer segmentinde müşterileri elde tutmak ve yükseltmek için doğru ürün ve hizmetleri yenilemek için verileri kullanın.Birçok lüks marka, yaratıcı ürünler geliştirir. Bu işe yarayabilir, ancak markaların nesiller boyunca tüm müşteri tabanlarıyla derin ve kalıcı ilişkiler geliştirebilecekleri bir gelir ve kâr düzeyine ölçeklendirme yeteneğini sınırlar.Lüksün mega markaları, en üst düzeyde son derece uzmanlaşmış ürünlerden oluşan bir ürün yelpazesi geliştirir ve ayrıca, genellikle klasik, eskimeyen, son derece imrenilen bir ürün portföyü sunar. Tüm Lüks markalar yaratıcılıklarının kesin ticari boyutunu geliştirmek için, müşteri verilerini kullanıyor. Özellikle sürdürülebilirlik çağında markalar, zengin, alakalı, zamanında ve doğrudan müşteriden gelen veri girişlerini kullanarak ürün ve hizmetler tasarlayan premium ve lüks markalar, gelecekte müşteri ilişkilerini derinleştirme konusunda en yüksek olasılığın keyfini çıkaracak.

Röportaj

Televizyon ekranlarının en “iyi” “kötü” karakteri; Mehmet Özcan Varaylı

Televizyon ekranlarının en “iyi” “kötü” karakteri; Mehmet Özcan Varaylı

Televizyon ekranlarının aranan “kötü karakterlerinden” Mehmet Özcan Varaylı’yı biraz yakından tanıyalım. Oynadığı karakterlerin arkasında nasıl bir karakter, hangi projelerde yer aldı, unutamadığı anılar ne? Tüm merak edilenleri Voir Magazin’e anlattı.
Birçok unutulmayan karaktere can verdiniz. “Cerrahpaşalı Halit” karakteriyle unutulmaz bir role imza attınız. Sizin için unutamadığınız, en çok sizi etkileyen rolünüz/projeniz hangisidir? Keşke bunu önceden düşünseydim… Çünkü benim için hepsi ayrı ayrı kıymetlidir. Yani hiçbir karakterimin arasında ayrım yapamıyorum çünkü hepsi benim çocuğum gibi. Ama en sevdiğim karakter çok berbat bir iş olmasına rağmen bir köyün delisini oynadığım Neşet Ertaş hayranı bir deli… Onu da zaten Neşet Ertaş’ın memleketinde, Kırşehir’de çektik. En çok onu sevmiştim, çok severek oynamıştım çünkü o kadar özgürdüm ki beni kimse sorgulayamıyordu. Örneğin abuk subuk bir hareket yapıyordum yönetmen “Niye böyle bir şey yaptın?” dediğinde “Deliyi mi sorguluyorsun?” demiştim ona, sustu. Yani çok severek oynadığım, en güzel karakter bence oydu. Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? Oyuncu olmaya ben karar vermedim beni hayat zorladı diyebilirim. Yani bu gerçekten uzun bir hikaye… Ailemde zaten oyuncular var; annem bir balerin, teyzem Ankara Sanat Tiyatrosu’nun kurucularından. Sanırım genlerimde vardı. Sanırım 14 ya da 15 yaşındayken bir gün babam beni evden kovdu. Ben de Üsküdar Şehir Tiyatrosu’na gittim. Her zaman gittiğim bir yerdi zaten oyun izlemek için, bekçinin kapısını çaldım. “Abi,” dedim, “burada kalabilir miyim?”. “Oğlum,” dedi, “ailen” falan filan, neyse çok uzatmayalım buralarını, orada kalmaya başladım ve oyun izliyorum, orayı süpürüyorum oyundan sonra falan ve orada yaşıyorum yani bir yandan da okuyorum. Ailemle bir kopukluk dönemim diyelim. O sıra bir çocuk oyunu çalışıyorlar. Bir çocuk, başrol bir de biraz kabiliyetsizdi sanırım ya da şımarıktı bilemiyorum. Ben de devamlı izlediğim için artık her şeyi biliyorum. Replikleri biliyorum, hareketleri biliyorum falan. Yönetmen döndü “Şuradaki temizlikçi çocuk bile senden daha iyi oynar” dedi çocuğa. Çocuk da şımarık bir tarzda dedi ki “Yok artık hocam.” Yönetmen bana “Evladım, gel bakalım” dedi bana. Nasıl çıktım o sahneye bilmiyorum, çıkışım o çıkıştır. Gerçek anlamda böyle başladım. Sanırım başarılı oldum ya da hocanın istediğini verdim ki o oyunda başrolü ben oynadım ve ondan sonra Üsküdar Şehir Tiyatrosu’nda bütün çocuk oyunlarında oynadım. Benim konservatuvarım orası. Ağırlıklı olarak zor karakter olarak tanımlanan kötü karakterlerde rol alıyorsunuz. Bu durum sosyal hayatınızı etkiliyor mu? Beni değil de eşlerimi etkiledi (gülüyor). Beni çok etkilemiyor çünkü dediğin gibi kötü karakterlerden insanlar biraz korkar, tırsar; ben de onu yaşıyorum. Ama eşlerim dışarıdan, “Evde de böyle mi?”, “Sizi dövüyor mu?” gibi sorularla karşılaşıyorlarmış. Yani zorluğunu ben değil eşlerim yaşıyor. Eşlerim derken o anki eşlerimden bahsediyorum. Altı kere evlenip ayrıldığım için… Bir idolünüz var mı ya da beraber rol almak istediğiniz bir oyuncu? Robert De Niro’yla oynamak isterdim. Tanıştım ama oynayamadım. Kendisiyle Bodrum’da tanıştım, çok keyifli bir sohbetimiz oldu ve çok enteresan bir şey söylemişti bana. “Evladım, 42 yaşına kadar bir şey yakaladın yakaladın, yakalayamadın boş ver bırak gitsin” dedi ve Kurtlar Vadisi’ndeki çıkışımı tam 42 yaşımda yakaladım. Benim için çok önemlidir… Türkiye’de ise artık şu anda herhangi bir idolüm yok, geçmişte evet vardı. Tarık Akan’la, Yılmaz Güney’le oynamak isterdim. Gerçek idollerim onlardır. 42 yaş gerçekten bir dönümmüş, çok etkileyici… Evet, öyleydi. Kalp krizi geçirdiğim yıl da oydu. 41 kere maşallah derler ya, benimki 42 kere maşallah oldu. Popüler kültür sinema sektörünü nasıl etkiliyor? Hiçbir fikrim yok (gülüyor) çünkü sinemaya gitmiyorum. Gerçekten gitmiyorum. Sinemalarda ne oynuyor ne oynamıyor bilmiyorum. Ama bir gelişme olduğunu hissediyorum. Yurtdışında artık birtakım filmlerimiz ödül almaya başladı. Yönetmeni, senaryosu, başrol erkek oyuncusu ya da başrol kadın oyuncusu… Yani ödül alınabiliyorsa demek ki bir gelişme var. Oynamayı istediğiniz bir rol var mı? Ne gelirse başımın üstünde yeri var (gülüyor). Altından kalkmaya çalışırım ama özellikle şunu oynamak istiyorum dediğim bir şey yok gerçekten. Sizin için rollerde değişiklik olması güzel bir şey mi? Kesinlikle, tabii ki. Yani ben “mahallenizin kötü adamı” ya da “evinizin mafyası” falan olmak istemiyorum. Ben değişik değişik kategorilerde değişik karakterleri oynamak istiyorum. Yani ben de kötü karakter olarak kaldım. Tipim bozuk olduğu için hep kötü oynatıyorlar bana (gülüyor). Ben çocuğuma bile oynadığım projeleri elimde silah var diye izletmiyorum. Evde silah arıyorlar ondan sonra. “Babamın tabancası nerede?” diye benim oğlum çok koşturdu.Bu çeşitlilik hem sizin kendinizi bir oyuncu olarak aktif tutmanız açısından, hem de başkalarının sizi farklı bir şekilde görmesi açısından güzel bir şey.Aktörlüğün verdiği bir şey var. Ben konservatuvar mezunu değilim ama büyük ustalarla oynadım. Hepsinden bir şeyler aldım. Benim için trajikomik bir anekdot anlatayım. Rahmetli Nejat Uygur’la uzun zaman bir oyun çalıştık, ilk perdede ben kovuldum. Onun bana attığı açmazı aldım; yuvarladım toparladım ona geri attım. Ondan fazla alkış aldım diye perde arasında kovdu beni. Bu da güzel bir dersti. Ben Devekuşu Kabare’de oynadım. O zaman çok gençtim. Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile birlikte sahne paylaşmanın keyfini yaşadım. Bunlar güzel şeyler. Bu kadar doluyken neden böyle elinde silah, onu bunu vuran bir adam olayım? Beni üzen bu, tek bir şeye indirgenmek. Maalesef yaşıyoruz bunu. Yaklaşık 2 yıldır korona virüs etkisi altında yaşamımızı sürdürüyoruz. Bu dönemden sektörünüz nasıl etkilendi? Yaşamımızı süründürüyoruz diyelim… Sektörümüz çok fazla etkilenmedi. Daha çok sahne sanatlarından müzisyenler etkilendi, sadece tiyatro yapanlar etkilendi ama dizi sektörü dediğimiz; mankenden, şarkıcıdan oluşma, yakışıklı erkeklerden ve güzel kadınlardan oluşan o sektör pek de etkilenmedi, devam ettiler. Ama beni etkiledi, kötü adama ihtiyaç duymadılar galiba (gülüyor).

Uncategorized

Ariş’in başarısının sırrı; Gerçek kalite, doğru fiyat

Ariş’in başarısının sırrı; Gerçek kalite, doğru fiyat

Gerçek kalite, doğru fiyat mottosuyla hizmet veren Ariş Pırlanta, her geçen gün genişleyen pazar ağı, yenilikçi bakış açısı ve benzersiz tasarımlarıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Ariş Pırlanta’nın büyüme stratejilerine Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Güzeliş anlattı.
Ülkemiz yaklaşık iki yıldır korona virüs etkisi altında. Bu dönemde lüks tüketim sınıfına giren pırlanta alışverişi nasıl etkilendi? Korona virüsün ilk dönemlerinde önemli bir durgunluk yaşandı. Çünkü düğünler ve hediyeler ertelendi… Daha sonra kapanmalarla beraber inişli çıkışlı bir sürece girildi, tüketici de bundan etkilendi. Şu anda 2020’nin öncesine döndük. İnsanlarda yerleşmiş bir kanı var. Düğünlerde illaki duygularını ifade edebilmek ve teklifte bulunabilmek için muhakkak bir pırlantalı yüzük alıyor ve o şekilde teklif ediyorlar. Bugün en değerli, en nadir olan şey pırlantadır.Günümüzde iyi bir pırlanta aldığınızda işçiliği çok olmayacak. Varsayalım, bir karatlık bir tektaş aldığınızda hem uzun yıllar kullanırsınız hem de değiştirmek istediğinizde para kaybetmezsiniz, satmak istediğinizde bile para kazanmış olursunuz. Yani eğer TL’ye vurursanız bir 10 sene sonra bunu sattığınızda TL olarak iki üç misli paraya satarsınız, dolar olarak da çok fazla bir kaybınız olmaz. Dolayısıyla hem toplum için hem de bu işin ticaretini yapanlar için kazanç sağlanmaktadır. Ben bu anlamda iyi ki böyle bir örf ve âdet oluşmuş diyorum ve bu geleneğin devam etmesini tavsiye ediyorum. Bir tektaş pırlanta son haline ulaşana kadar birçok ustanın elinden geçiyor: Montürü, mıhlaması, cilası, rodajı, sadekârı, designerı… Dolayısıyla çok önemli birçok ustanın elinden geçiyor. Bu nedenle düşük karatlı ürün almaktansa yüksek değerli bir karatta tektaş pırlanta yüzük alındığı takdirde aynı zamanda yatırım da yapılmış olunuyor. Bu dönemde satışların artması, alım gücünü arttırmak adına ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz? Firmamız olarak daima her cebe göre, her bütçeye göre pırlanta üretiyoruz. “Ben B plus, A plusa pırlanta üreteyim gerisini boş vereyim” gibi bir düşüncemiz hiç olmadı. Müşterilerimizi kazançlarına göre ya da sınıflara ayırarak hiçbir zaman hizmet vermiyoruz. Her bütçeye uygun üretim yapmaktayız. Firmamızın en önemli yönlerinden biri de, kendimize has ürünlerimizin olması. Mesela günümüzde bagetli ürünler trenddir ve birçok kimse tarafından da talep görüyor. Biz bu ürün grubunu kendimize has, çok farklı şekilde diğer ürün gruplarımızda olduğu gibi üretiyoruz. Bizim bir “motto”muz var: “Gerçek kalite doğru fiyat.” Ariş Pırlanta olarak Öyleyse her bütçeye uygun üretim yapmanız farklı kesimlere ulaşmanızı sağlıyor? Evet, sağlıyor ve de bu noktada çok talep görüyoruz. Kredi kartına taksit sayısının 3’e indirilmesi alışveriş oranlarını nasıl etkiledi? Çok büyük bir oran değil ama belli bir oranda etkiledi. Taksit sayısı arttığında müşteriler bütçelerini ona göre ayarlayabiliyordu. Ancak şu anda yüksek miktardaki ürünleri en fazla 3 taksit imkanıyla alabiliyordu. Ancak Ariş Pırlanta olarak biz müşterilerimize kişisel kredi kullanma yolunu açtık. Eğer kişinin kredisi varsa bir telefonla hemen kredileniyor. 15 dakika içinde cevap geliyor ve hemen istediği ürünü alabiliyor. Özellikle kapanma dönemlerinde mağazaların kapanmasıyla online alışveriş oranlarında da artış yaşandı. Peki, lüks tüketimde de insanlar online alışverişe ilgi gösterdi mi? Tabii ki gösterdi. Tam kapanma olduğu dönemde insanlar bir şekilde temel ihtiyaçlarını online alışverişten karşıladılar. Hatta üretici olduğumuz dönemde var olan izin belgelerimiz sayesinde müşterilerimizin evlerine servis yaptık ve büyük memnuniyet sağladık. O dönemde online’ı tanımayan, alışveriş yapmaya korkan özellikle 40 üstü kişiler online alışverişe alıştı ve online’dan alışveriş yapıyorlar. Pandemi böyle şeylere de vesile oldu.Bir yandan gerçekten yüz yüze alışverişin ötesinde pandemi size online alışveriş hakkında bir şeyler kattı diyebiliriz…Tabii, diyebiliriz… Şunu eklemek istiyorum: bize gelen müşteri çok mutlu ayrılıyor. Çünkü müşterilerimizi kral ve kraliçe olarak addediyoruz. Bu nedenle çoğu zaman müşterilerimiz online’dan ziyade mağazaya gelip ortamı teneffüs etmek istiyor, yeni ürünleri görmek istiyorlar. Tüketici, pırlantalı ürünler konusunda bilinçlendi mi? Bilinçlenmek isteyen çok kolay bilinçlenebiliyor. Eskisi gibi değil. Artık online’da pırlanta nedir, vasıfları nedir, nasıl iyi bir pırlanta alabilirim diye aratıldığında önüne birçok bilgi çıkıyor. Online sitemizde de bu konuda akademi var. İnsanlar bu noktada internet ortamından ne almak istediğini tüm detaylarıyla öğrenebilir, hatta mukayese yapabilir. Oldukça zengin bir ürün ve koleksiyon çeşitliliğine sahipsiniz. Sizi en çok etkileyen koleksiyon ya da ürününüz hangisidir? Ben aşağı yukarı 42 senedir spiritüalizm ile ilgiliyim. Çok uzun zamandır o tür sembolleri, çakraları ve bu tür içerikli ürünleri üretmek istemiştim ama satış ekibim bunu uygun görmemişti. Ama ben 10 sene önce ekibime direttim, bu bilgiyi mücevher haline getirip herkese tanıtmak istediğimi belirttim. En çok sevdiğim ürünlerden birkaç tanesi bu tür sembolizmi anlatan ürünlerdir. Onları çok seviyorum, satıldığı zaman çok mutlu oluyorum. Hele ki kişi onlardan bir feyz alıyorsa, o bilgileri alıyorsa daha çok mutlu oluyorum. Ama diğer yandan da yeni bir ürün yapmayı, Ariş’e has ürünler üretmeyi seviyorum. Kullanmış olduğumuz taşlar da oldukça kaliteli sınıflardan oluşmaktadır. Mağaza açılışlarınız da devam ediyor. Şu anda Ariş Pırlanta hangi bölgelerde yer alıyor? Mağazalaşma stratejiniz nedir? Şu anda markamıza ait 21 tane mağazamız var. Bir tanesi Berlin, Almanya’da. 20 tanesi burada Türkiye’dedir. 6 tanesi İstanbul’da, 2 tane İzmir’de, 2 tane Antalya’da, 2 tane Bursa’da, 1 tane Antep’te, Kayseri ve Mersin’de mağazalarımız var. Biz büyükşehirlerin çoğunda konumlanmayı arzu ediyoruz. Pandemi gelmemiş olsaydı bütün büyükşehirlerimizin birçoğunda mağazamız olmuş olacaktı. Pandemiyle beraber biraz duraklama oldu. Ayrıca 5-6 tane bayiimiz var, 50 taneye yakın da satış noktamız var. Önümüzdeki yıllarda da kendimize ait 10 mağaza daha açmayı hedefliyoruz. AVM mağazacılığı ile cadde mağazacılığı arasında fark var mı? Ağırlıklı olarak hangi mağaza türünü tercih ediyorsunuz? Firmamıza ait her iki mağaza türü de var. Türkiye’de AVM mağazacılığı daha iyi, cadde mağazacılığı biraz zayıf gidiyor. Avrupa’da mesela Almanya’da bunun tam tersi. Biz de daha çok cadde mağazacılığına doğru yöneliyoruz ama dengeyi koruyoruz. Özellikle pırlanta sektöründe geniş bir rekabet ortamı mevcut. Bu rekabet ortamında yapılan indirimler, pırlanta ve ürün kalitesi, benzer ürün çeşitliliği rekabet ortamını nasıl etkiliyor? Bu noktada tüketici karlı çıkıyor. Daha az karla satın alma eğilimi oluyor. Günümüzde %50, %70 indirimler artı. Hediye, çek gibi alternatifler sunuluyor. Bu tür fırsatlar bana çok inandırıcı gelmiyor. Umuyoruz ki hükümetten bu duruma bir tepki, bir yaptırım gelir. Mücevherde bu tür uygulanmaların olmaması lazım, kaldı ki Avrupa’da bir indirim yapacağınız zaman belli yerlerden izin alıyorsun. Bizde böyle bir sistem olmuyor. Ama tüketici buradan olumsuz etkileniyor ve gözü kapalı alıyor. Bize bu konuda çok şikâyet, sitem geliyor. Dolayısıyla hem sektörümüz hem tüketici adına bu konuya bir çare bulunmasını istiyorum.

Uncategorized

Eriş jewellery, iki standıyla CNR İJS fuarına hazır!

Eriş jewellery, iki standıyla CNR İJS fuarına hazır!

Istanbul Jewelry Show’un önemli katılımcılarından Eriş Jewellery, bu yıl da her yıl olduğu gibi fuarda yerini alacak. Yönetim Kurulu Başkanı Levent Eriş, fuar beklentileri ve ihracatın geldiği son nokta ile hedef pazarlar hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Hem kuyumculuk sektörünün hem de İstanbul Jewelry Show’un önemli markalarından birisiniz. Yaklaşık iki yıldır fuar organizasyonu gerçekleştirilemiyor. Ekim fuarının nasıl bir havada geçeceğini düşünüyorsunuz?
Ekim fuarı için çok heyecanlı değilim açıkçası. Bir önceki fuarlara daha heyecanlı ve önceden hazırlıklı girerdim. Bu fuarla ilgili enerjim zayıf ve çok büyük bir beklentim yok ama 2 standımızla katılım göstereceğiz. Biraz karamsar bir yaklaşım oldu ama fuarın zayıf geçeceğini tahmin ediyorum.

Kuyumculuk sektörünün ihracat ayağı için oldukça önem taşıyan bu fuara yabancı ziyaretçi ve katılımcılar yer alabilecek mi?
Yabancı katılımcının geleceğini düşünmüyorum. Eskiden de çok az gelirdi yabancı alıcı fuarımıza. Yabancı ziyaretçilerde kısıtlamalar olacak. Hindistan’dan özellikle Suudi Arabistan’dan alıcı gelemeyecek çünkü bildiğim kadarıyla hükümetleri izin vermiyor. Bazı ülkelerde sanırım kırmızı listedeyiz. Ayrıca insanlar korona virüs nedeniyle uçuş yapma, uzaklara gitme, otellerde konaklama gibi şeylerden imtina ediyorlar. Ülkemizde de korona virüs vaka sayıları maalesef düşmüyor, yükseliyor.

Firmanız adına yurtdışında katılmayı planladığınız bir fuar var mı?

Tabi ki… Biz zaten Hong Kong, Amerika, Bangkok fuarlarına katılıyoruz. 2 tane de Türkiye fuarı var. Bunun haricinde senede 10-12 lokal fuara katılıyorduk. Bu sene Hong Kong fuarları yapılamadı, kısıtlı imkanlarla katıldık. Amerika Las Vegas ve Bangkok fuarı yapıldı. Oraya katıldık tabi ki… Bundan sonra normal takvim işlemeye başlarsa virüs ve pandemi öncesi gibi fuarlara katılacağız çünkü fuarlar bizim olmazsa olmazımız.

Peki, bu dönemde özellikle hangi ülkelerle ihracat çalışmaları ağırlıklı olarak gerçekleştirilmeli? Yeni pazarlar açıldı mı?
Yeni pazarlar bu pandemi döneminde olamadı çünkü ne gidebildik ne gelebildiler. Eski müşterilerimle devam ettim. Sosyal medya aracılığıyla yeni müşterilerle iletişime geçtik, yaralarımızı sarıp aktif bir şekilde çalıştık. Yeni müşteriler edindik fakat ülkeler henüz yok.

Özellikle çalışmamız gereken ülkeler var mı peki?
Tabi ki var. Orta Asya… Orada aktif değiliz. Ülke olarak değiliz. Orası önemli bir Pazar. Malezya, Endonezya, Filipinler… Bu bölgeler eksik pazarlar. Oralarda daha aktif olmamız lazım ama maalesef bu dönemde oralara gidilemedi. Amerika, Brezilya, Arjantin gibi bölgeler de çalışılması gereken yerler. Fakat oralarda da aktif değiliz. Orta Asya, Güney Amerika sektörümüz için potansiyeli olan ülkeler.

Fuarda ziyaretçilerinize hangi ürünlerinizi sunacaksınız? Bu yıl önceki yıllara oranla tasarımlarınızda bir farklılık görüldü mü?
Hayır. Biz zaten inovatif bir firmayız. Fuar için değil, normal müşterilerimiz için her daim yeni modeller üretiyoruz. Sadece fuara özel üretim yapmıyoruz. 2 standımız var. Pırlanta ve montür olarak. Açıkçası senelerdir katıldığımız bu fuara özel bir ürün hazırlamadık. Elimizdeki ürünlerimizle katılıp onları sunacağız. Konuşmanın da başında belirttiğim gibi bu fuar bana çok heyecan vermiyor. Heyecanı alamayınca insanın bir şey yapası gelmiyor.

Umuyoruz ki her şekilde bu fuar sizin için güzel geçecek…

Çok beklentiye girince o beklentiyle hatalı işler yapıyorsunuz. Olması gerekenden fazla hamle yapıyorsunuz. Dolayısıyla büyük bir beklentiye girmeden elimizden geldiğince hazır bir şekilde katılacağız. Olursa olur, olmazsa olmaz.

Çok teşekkür ederim. Vaktiniz ve cevaplarınız için. Eklemek istediğiniz bir konu var mı?
Şunu belirtmek isterim… Bütün dünya, ülkemiz ve sektörümüz için pandeminin bir an önce bitmesi ve insanların sağlığına kavuşmasını, tekrar normal hayata dönmesini temenni ediyorum. Ülke ve çalışanlar olarak olanlardan çok etkilendik. Bir an önce seyahat etmeyi, fuarlara katılmayı, dostlarımızla, müşterilerimizle, alıcılarımızla, alım yaptığımız firmalarla buluşmayı dört gözle bekliyoruz.

Uncategorized

Burak Özgehan Yalçın; “İstanbul dünya kuyumculuğunun model merkezidir”

Burak Özgehan Yalçın; “İstanbul dünya kuyumculuğunun model merkezidir”

Yirmi yıl önce kurduğu mütevazı tasarım firmasını, zamanla küresel ölçekte bilinen bir markaya dönüştürmeyi başaran Burak Özgehan Yalçın’la tasarım ve Noktamodel üzerine keyifli bir sohbet yaptık.

Kuyumcukent’te adım başı bir 3D tasarım firmasına rastlıyoruz artık. Bu durum sizi rahatsız ediyor mu?
Bilgiye ulaşmanın bir parmak hareketi kadar kolaylaştığı bir dünyada rekabetsiz alan aramak en naif tabirle “saflık” olarak nitelendirilebilir. O yüzden de talebin arttığı bir iş modeline olan ilginin de artacağını zaten öngörüyorduk. Nitekim son üç yılda ülkede bir “modelci” patlaması oldu. Bu iş eskiden ortalamanın bir tık üzerinde karlı gibi görünüyordu ama pahalı teknoloji yüzünden yatırım maliyetleri de çok yüksekti. Şimdi fiyatlar düşüyor ama teknolojiye ulaşmak da bir o kadar kolaylaşıyor. Doğal olarak girişler de hızlanıyor. Ben kişisel olarak bunda bir sorun görmüyorum, Noktamodel’in istatistikleri de olumsuz etkilenmediğimizi gösteriyor.

Dünyanın farklı ülkelerinde de bizde olduğu gibi mi gelişiyor her şey?
Türkiye kadar hızlı olmasa da 3D tasarım ve modelleme sunan firmalar dünyanın her yerinde çoğalıyor. Yalnızca kuyumculuk sektöründe değil, hemen her alanda.
Türkiye’de özellikle kuyumculuk sektöründeki bu hızlı değişimin bir nedeni de aslında Noktamodel’in uzun yıllardır yarattığı iş modelinde ısrar etmesi. Dünyanın çok farklı ülkelerinde yıllarca fuarlara katıldık. Biz her gittiğimiz ülkede bu özgün iş modelinin ve Türk tasarımcısının tek temsilcisiydik. Modellerimizle ilk karşılaştıklarında o kadar etkilendiler ki, birçoğu başka “Noktamodel’de vardır kesin” diye düşünüp İstanbul’a geldiler. Oysa yoktu, ama onlar ve daha fazlası model almak için bu İstanbul’a gelmeye devam ettiler. Bu kadar çok model arayan insanın her geçen yıl daha da artarak Kuyumcukent koridorlarında dolaşıyor olması cevval Türk girişimcisinin dikkatinden kaçmadı tabii. Artan “modelci” sayısı Türk modeline olan talepte çarpan etkisi yarattı ve kısa zamanda bu günlere geldik.

“İstanbul artık dünya kuyumculuğunun model merkezidir. Bu kelebek etkisinin ilk kanat çırpışları da NOKTAMODEL’e aittir.

Peki, Noktamodel yakın gelecekte ne yöne kanat çırpacak?
Teknoloji ve hayal gücümüzün bizi götürdüğü yere uçacağız tabi ki. Biz bu zor yolculuğu seviyoruz. Gücümüz yettiği ölçüde yeni şeyler denemeye, bazen yanılmaya ama tekrar tekrar denemeye devam edeceğiz. Çünkü Noktamodel’in varlık nedeni ve aslında doldurduğu boşluk tam da budur. Biz dünyanın öbür ucundaki 3D yazıcılara tükenebilen data göndermeyi önce hayal etmiş ve sonra da gerçekleştirmiş tek firmayız. Dünyada bir ikinci firma daha yok ama gelecekte mutlaka olacak. Bir gün bir bakacaksınız ki binlerce tasarımcı binlerce farklı yazıcıya modellerini korumalı olarak gönderip, yüzlerini bile görmediği müşterilerle uluslararası ölçekte iş yapıyor. 

Muhtemelen o gün kullandıkları altyapının kimler tarafından hayal edildiğini ve hangi aşamalardan geçerek kendilerine ulaştığını bilmeyecek ya da hatırlamayacaklar. Ve yine muhtemelen biz o gün de farklı bir “ilk” için çalışıyor olacağız.

Uncategorized

Gençoğlu Grup, Elmas Kule projesinde beklenen kararlara imzasını attı…

Gençoğlu Grup, Elmas Kule projesinde beklenen kararlara imzasını attı…

Geçtiğimiz aylarda; Kapalıçarşı, Kuyumcukent ve Vizyonpark’ta yer alan firmalarla bire bir şekilde ciddi görüşmeler gerçekleştiren Gençoğlu Grup, bu firmalardan aldığı geri bildirimlere dayanarak çok önemli bir kararın altına imza attı. Bu karar doğrultusunda; minimum 203 metrekareden başlayan atölye alanlarını, 110 metrekare, 136 metrekare ve 149 metrekare net alanların yer aldığı yeni kat planları ile güncelledi ve önceki planlamalarda yer almayan 17 adet yan hizmet mağazasını da bu yeni çalışmalarla birlikte devreye almış oldu.

Toplam bağımsız bölüm sayısını 115 olarak güncelleyen grup, yeni metrekareleri lanse ettikten hemen sonra, sadece iki haftalık bir süreç içerisinde projedeki satış seviyesinin %80’lere geldiğini, hatta bazı planların yok sattığını belirtiyor. Alınan kararın ne kadar doğru olduğunu satış seviyesindeki bu hızlı artışın kendilerine gösterdiğini belirten Naim Gençoğlu, “Görüştüğümüz firmalar ihtiyaç duydukları metrekareleri ve işleyişlerinin aksamaması için yapı içerisinde bulunması gerektiğine inandıkları yan hizmet alanlarını çok açık bir şekilde ifade ettiler. Biz de bu beklentiyi karşılıksız bırakmak istemedik, gerekli alt yapı çalışmasını en hızlı şekilde güncelledik ve bizden beklenileni vermeyi başardık” şeklinde konuştu. İnşaat hızı çok yüksek 29 Haziran 2021 tarihi itibariyle temel atma töreni gerçekleştirilen, sanayi imarına sahip atölye projesi Elmas Kule’de, bu gün itibariyle zemin altı beş katın üretimi neredeyse tamamlanmış ve su basman seviyesine gelinmiş. 30 Aralık 2022 olarak belirlenen teslim tarihine 15 ay süre olmasına karşın inşaatın ilerleme hızı bir hayli yüksek. Her detayın titizlikle planlandığı ve sektörün getirdiği hassasiyetler göz önüne alınarak her konunun şimdiden planlandığı projede, alanlarında üst düzeyde deneyime sahip özel firmalardan danışmanlık hizmetleri alınarak, yüksek prestije sahip bir proje oluşturmak için emin adımlarla ilerleniyor. Proje, Kuyumcukent’in hemen yanı başında yükseliyor. Basın Ekspres üzerindeki konumu sayesinde E5 ve Tem otoyollarına direkt bağlantı avantajı sunan Elmas Kule, Marmaray ve diğer metro hatlarıyla entegre çalışacak olan yeni metro hattına yakınlığı ile ulaşım kolaylığı sağlayacak şekilde konumlandırılmış. Mevcut bağlantıların haricinde, projenin bitimi ile eş zamanlı olarak kullanılmaya başlanacak olan, proje ile Vizyon Park ve Kuyumcukent arasındaki direkt bağlantı yolunun kullanıma açılması için yapılan hazırlıklar da devam ediyor. Her bağımsız bölüm için özel olarak tahsis edilmiş otopark alanları, misafir araçlar için ayrılmış özel alanlar, otopark alanları ile lobi alanları arasındaki geçişler için 3 adet, zemin kat ile üst katlar arasındaki dikey sirkülasyonun sağlanması için yüksek hızda 6 adet asansör ile rahatlık ve konfor en üst seviyeye çıkarılıyor. Gençoğlu Grup merkez binasında yer alan ve görüşmelerin randevulu şekilde yapıldığı satış ofisine ulaşmak ve proje hakkında detaylı bilgi almak için aşağıdaki iletişim bilgilerinden faydalanabilirsiniz. Tel: +90 212 652 20 20 E-Mail: iletisim@elmaskule.com Web: elmaskule.com İnstagram: instagram.com/elmaskule Facebook: facebook.com/elmaskule