Röportaj

Kuyumculuk sektöründe toparlanma süreci nasıl olacak?

Kuyumculuk sektöründe toparlanma süreci nasıl olacak?

Kuyumculuk sektörü normalleşme sürecine girilmesiyle hareketli günler yaşamaya başladı. İstanbul Kuyumcular Odası Başkanı Mustafa Atayık, son günlerde merak edilen tüm soruları Voir Magazin’e yanıtladı…
1 Haziran tarihiyle birlikte çoğu işletme tekrar kapılarını açtı. Pandemi süresince fiyatlarda yaşanan rekabet ortamı bundan sonra nasıl olacak? Sektörümüz, mart ayı ortasından başlayarak iki ayı aşkın bir süredir pandemi nedeniyle büyük oranda kapalıydı. Açık olan işletmelerin azlığı dolayısıyla sağlıklı bir fiyat oluşamıyordu. Bu nedenle, altının alış ve satışı arasındaki makas doğal olarak açılmıştı. Şimdi, 1 Haziran tarihiyle birlikte Kapalıçarşı’nın ve işletmelerin açılmasıyla birlikte daha rekabetçi fiyatların oluşacağı bir döneme girilmiş oldu. Önümüzdeki süreçte altının alış ve satışı arasındaki makasın hızla kapanacağını söyleyebiliriz. İstanbul Kuyumcular Odası Yönetim Kurulu olarak pandemi döneminde piyasaların sağlıklı işlemesi ve özellikle fiyatların dalgalandığı dönemlerde manipülatif hareketlerin önüne geçmek amacıyla Darphane Genel Müdürlüğü’yle sürekli iletişim halinde olduk. Böylece, iki kurum arasındaki eşgüdümle iletişim kapısını açık tutarak fiyat bazlı piyasada oluşacak olumsuzların önüne geçtik. Analistlerin görüşü, kısa vadede gram altında 380-365 TL bandının takip edilebileceği şeklinde… Altın fiyatlarının önümüzdeki günlerde nasıl bir seyir izleyeceğini öngörüyorsunuz? Finans ve altın piyasalarını etkileyen ve rotasını belirleyen birçok etken ve değişken var… Bir yandan, pandemi sonrası ekonomilerin açılması, Amerika ve AB’nin yeni teşvik paketleriyle parasal genişleme politikalarını sürdürmesi piyasa verilerine pozitif yansırken, koronavirüste 2. dip olasılığı ve ticaret savaşları da risk olarak önümüzde duruyor. Diğer yandan, merkez bankalarının faiz indirimi yerine önümüzdeki aylarda piyasalardaki gelişmelerle birlikte faiz artırımı olasılığı altın fiyatlarını aşağıya doğru baskılayabilir. Analistlerin de değerlendirmeleri kapsamında altın fiyatlarının kısa vadede dar bir bant aralığında dalgalanması beklenebilir. Sektör, bu dönemde internetten yapılan sahte altın satışı konusunda şikayetçi. Oda’nın bu konuda herhangi bir önlem ya da yaptırımı var mı? E- ticaret çok önemli bir platform. Özellikle pandemiyle birlikte internet ve sosyal medya üzerinden yapılan satışların artması bekleniyor. Bu nedenle, internet üzerinden yapılan satışların denetimi büyük önem kazanıyor. Yönetim olarak internet üzerinden yapılan satışları ve şikayetleri yakından takip ediyoruz. Bu nedenle internet üzerinden yapılan işlemlerde suistimalleri, sahtekarlığı ve art niyetli insanları önlemek amacıyla bir yazılım geliştirdik. İnternet satışı yapan tüm site ve platformalara da çağrı yaptık ve bilgilendirme yazıları gönderdik. Oda’mız olur yazısı almayan hiçbir kurum ve işletmeye internetten satış yapmalarını önlemelerini istedik. Bundan sonra Kapalıçarşı’da hayat nasıl olacak? 1 Haziran’la birlikte ticari hayatımızda yeni bir sayfa açılmış oldu. Çarşı açıldı; ama 11 Mart öncesi değil yani; ‘Eski hal muhal; artık yeni normale uyum sağlamak zorundayız. Maske, fiziki mesafe ve temizlik kurallarına daha fazla riayet etmeliyiz. Her ne kadar üretim Kuyumcukent, Vizyon Park ve Yenibosna bölgesine taşınsa bile Kapalıçarşı, perakende ve toptan ticarette sadece kuyumculuğun değil, birçok farklı sektörlerin de değişmez merkezi olmayı sürdürüyor. Otantik yapısı, ticaretteki farklı kimliği ve bugüne kadar binlerce marka çıkaran tarihi zenginlikleriyle makroekonomiye yön veren referans adreslerinden biri… Türkiye, nasıl aldığı önlemlerle virüsle savaşta dünyaya örnek olduysa Kapalıçarşı esnafının da hijyen konusunda sergileyeceği performansla adını duyuracağına inanıyoruz. 15 Haziran’dan itibaren yurtdışı uçuşlarının da başlamasıyla beraber Çarşı’da işlerin hızla toparlanacağını ve hareketleneceğine inanıyorum. Kuyumcular mağazalarında müşterileri ve personelleri için ne tür tedbirler aldı? Meslektaşlarımızın hem kendi personelleri, hem de müşterileri için azami hijyen tedbirlerini almaları gereken yeni bir süreçten geçtiğimizi özellikle belirtmek isteriz. Yeni normalleşme döneminde mağaza içlerinde fiziki mesafe kurallarına ve maske kullanıma önem vermemiz gerekiyor. Tabii ki kişisel temizliği ve servisten sonra altın takı ve mücevherlerinin yeniden dezenfekte edilmesine de dikkat etmemiz gerekiyor. İstanbul Kuyumcular Odası Yönetim Kurulu olarak Sağlık Bakanlığı’nın bilimsel çalışmalarına sektöre özel eklemeler yaparak Hijyen ve Güvenlik Rehberi hazırladık. Kuyumculara tavsiye ettiğimiz rehberle ilgili posterleri web sitemizde yayınladık. Rehberi oluştururken Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın tavsiyelerinin yanı sıra dünyadaki uygulama örneklerini de öğrenmek Dünya Mücevher Konfederasyonu CIBJO ve dünyanın önde gelen gemoloji enstitülerine düşündüğümüz önlemleri teyit ettirdik. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanan ticari gerilim önümüzdeki aylarda kaldığı yerden devam ederse döviz ve altın fiyatlarına yansıması nasıl olur? ABD ve Çin arasında yaklaşık iki yıldır süren ticaret savaşlarında zaman zaman tansiyon yükseliyor ve ardından anlaşma haberleriyle bu süreç rafa kalkmış gibi gözükse de gündemde kalmayı sürdürecek gibi gözüküyor. Her olumsuz haber akışı gibi ticaret savaşları da doğal olarak altına yarıyor. Güvenli liman özelliğinin pekişmesine yardımcı oluyor. Altın fiyatları kısa vadede düşüş trendi içerisine girmiş olsa da analistler, virüs gündemi nedeniyle önümüzdeki birkaç aylık süreçte altının iniş-çıkışlı bir seyir izlemesini bekliyorlar.

Mekan, Röportaj

ENERJİSİNİ CUNDA’DAN MEZELERİNİ AYVALIK’TAN ALIYOR!

Ülkemizin üç yanı denizlerle çevrili ama balık yenilebilecek yerler bir elin parmaklarını geçmez. İşte o mekânlardan biri de Kipos. Bahçesiyle Boğaz’a kafa tutan, mezeleriyle Ayvalık’ın serin suyunu ve bol oksijenli havasını sunan Kipos’un sahibi Evren Yıldız, “Herkes tabelasına Ayvalık-Cunda yazabilir, ama bizim mutfağımız da ustalarımız da Ayvalıklı” diyor. İşte Kipos’u Kipos yapan özellikler.

İşin mutfağından yetişme, zaten tecrübesi de oradan geliyor. Henüz 14 yaşında, 4 yıl süreyle ağbeyinin yanında bir restoranın mutfağında çalıştı. Sonra salona geçip, 1 yıl da garsonluk yaptıktan sonra işin idarecilik tarafında yer aldı. 14 yıl süreyle çok iyi bir müessesenin yöneticiliğinde bulundu. 23 yaşında genç bir delikanlıyken şef, yani işletmeciydi. Ve sıra geldi kendi yerini açmaya. Önce Kalamış’ta hizmet verdi, 2 yıl önce de Kipos’u açtı. Şimdi hünerini burada sergiliyor. Deniz kenarında olmayan ender balık restoranlarından biri, ama müşterileri denizi aramıyor, hatta kimileri “Burayı deniz kenarına değişmem” diyor. Peki ama bunu nasıl başardı? Karada balık satma sanatını nasıl hayata geçirdi? İşte bu soruların yanıtları ve hikâyesini Kipos’un sahibi Evren Yıldız’a sorduk.
Kipos ismi nereden geliyor, neden Kipos?
Burası tamamen yeşillikler içinde bir yer. Ayvalık, Yunan mutfağına sahibiz. Kipos, Yunanca’da insanların keyif aldığı bahçe anlamına geliyor. Müşteri anlamını sorduğunda, “Şu anda içinde olduğunuz yer, bahçe” diyoruz.

EN ÖNEMLİSİ ENERJİ

Denize kıyısı olmayan tek balık restoranı galiba…
Denize kıyısı olmayan balık restoranları var. İnsanların severek, beğenerek geldikleri, deniz kıyısında olmayan birkaç”

“ENERJİSİNİ CUNDA’DAN MEZELERİNİ AYVALIK’TAN ALIYOR!
Ülkemizin üç yanı denizlerle çevrili ama balık yenilebilecek yerler bir elin parmaklarını geçmez. İşte o mekânlardan biri de Kipos. Bahçesiyle Boğaz’a kafa tutan, mezeleriyle Ayvalık’ın serin suyunu ve bol oksijenli havasını sunan Kipos’un sahibi Evren Yıldız, “Herkes tabelasına Ayvalık- Cunda yazabilir, ama bizim mutfağımız da ustalarımız da Ayvalıklı” diyor. İşte Kipos’u Kipos yapan özellikler.”mekândan biri diyebiliriz.”İlk beşin içindeyiz.
Kısa süre önce yaşadığım bir şeyi anlatmak istiyorum. Boğaz’daki restoranları seven bir abimize, “Deniz kenarında bir yer bakıyoruz. Açarsak gelir misiniz?” diye sordum. “Ben yine buraya gelirim” dedi.”
“İnsanların burayı samimi bulup gelmelerinin birçok sebebi
var. Bizler, personel, ortam, yiyecekler… Ama bence en önemlisi enerji. O enerjiyi de bence bahçe veriyor.

FARKLI ŞEYLER SUNUYORUZ

Sizi diğer mekânlardan özellliğiniz nedir?
Hiçbir zaman fabrikasyon usulü çalışmadık. Standartların dışına çıkmayı tercih ediyoruz. Ürünlerimizi yenileyip, daha faklı şeyler koyup, insanlara her zaman aynı şeyleri tattırmaktan ziyade daha farklı şeyleri sunuyoruz.
Personelimizin değişmemesi, her zaman aynı kişilerin hizmet vermesi, ama aynı zamanda, mutfağımız; ahçıbaşımız Yahya Ustamız bizim herşeyimiz. Tabii bir de buna güler yüzü eklememiz gerekiyor.
Menünüzde en çok hangi yiyeceklerde iddialısınız? Ahçıbaşı Yahya İnce: Öncelikle Ayvalık’tan getirtiğimiz kalamarımız, ahtapot ızgaramız, kavurmamız en çok sattıklarımız arasında yer alıyor. Izgara böreğimiz ve Ayvalık
lokumumuz ise en iddialı olduğumuz yiyecekler.”

Evren Yıldız: Yahya Usta da Cundalı olduğu için çok güzel yapıyor, püf noktalarını biliyor.
Tarif isteyenler oluyor mu Yahya Usta?
İsteyenler oluyor, ama yemek için yine buraya geliyorlar.
İLGİ, ALAKA, GÜZEL YEMEKLER…
İnsanlar başka yerlere değil de neden sizin mekânınıza
gelmeli?
Kendimi müşteri yerine koyarsam, buraya neden gelmeleyim? Öncelikle rahat etmeliyim ve yemek önemli, çünkü temel amaç yemek yemek. Yemeklerin güzelliğiyle birlikte sunum, servis, samimiyet, karşılama, uğurlama…
Ben çalışma arkadaşlarıma hep şunu söylerim: Bir işletmenin servisi valeyle kapıda başlar, bulaşıkçıda biter. Herkesin üzerine düşen görevler var. Güleryüzlü valeyle karşılanan müşteri, masaya keyifle oturur. İlgi, alaka ve güzel yemekler insanların buraya gelmesine birer sebeptir. Benim çok çevrem
var. Yıllardır gelenler var. Şunu söylemişimdir; herkes servis

“BİR SÜRE SONRA SÜREKLİ GELEN MÜŞTERİLER BİRBİRLERİNE SELAM VERMEYE, HATTA MASALARINI BİRLEŞTİRMEYE BAŞLADILAR. BURADA EV SAMİMİYETİ VAR.”
“yapabilir, herkes masayı donatabilir, ben yüreğimi koyuyorum diyorum onlara.
Fiyat politikanızdan da bahseder misiniz?
Balığı balıkhaneden alıyoruz. Alırken pazarlığı yapıyorum ki, benim müşterimin cebine de yansısın. Dolayısıyla bizim fiyatlarımız Boğaz’dakilerle asla alakalı değil. Birçok kişiden şunu duydum; çok kaliteli bir balık yedim, hem de güzel bir mekânda, ama Boğaz’dakinin yarı fiyatını verdim…
AYVALIKLI 3 USTAMIZ VAR
Tabelanızda Ayvalık-Cunda yazıyor…
Bunu herkes yazabilir. Önemli olan hakkını verebilmek. Ayvalık-Cunda mutfağı olduğunu nasıl ispatlarsanız. Zaten müşteri bunu anlar, ama bizim Ayvalıklı 3 tane ustamız var burada. Ahçıbaşımız Yahya Usta çekirdekten yetişme ve Ayvalıklı. Çok önemli bir ahçıbaşının hem yeğeni hem de yetiştirdiği adamdır.
Benim daha önce bulunduğum müessseser büyük müessseselerdi. Buradaki gibi samimiyet yoktu, insanlar gelip yemeklerini yiyip gidiyorlardı. Burada müşteriler birbirini tanımaya başladı. Birbirlerine selam veriyorlar, hal hatır soruyorlar. Bu kendiliğinden oluştu. Bakıyorum ki bir süre sonra masalarını birleştirmişler. Burada ev samimiyeti var.
Müdaviminiz olan ünlüler var mı?
Oyuncu Nihat Altınkaya, sunucu Şansal Büyüka, sporculardan; Metin Tekin, Hidayet Türkoğlu isimlerini verebilirim.”



Röportaj

Fatih Portakal;TOPLUM MÜHENDİSLİĞİNE HİÇBİR ZAMAN SOYUNMADIM

Hafta içi her akşam 19.00’da evimize konuk olan ekranların sevilen ana haber spikeri
Fatih Portakal ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Tavrı ve duruşundan ödün vermeyen Portakal, tüm samimiyetiyle VOIR Magazin’e konuştu.Fatih Bey, rahmetli usta gazeteci Mehmet Ali
Birand’la çalıştınız. Haber sunma tarzınız da rahmetli gibi farklı. Mehmet Ali Birand size neler kattı, onunla çalışmak nasıl bir duyguydu anlatır mısınız?
İyi ki beni 2006 yılında çağırmış, iyi ki İzmir’den kalkıp İstanbul’a gelmişim ve iyi ki 4 yıla yakın ‘duayenle’ birlikte çalışmışım. Birand’la çalışmak ayrı bir hava veriyor insana.
“Mehmet Ali Birand’la çalıştım, aynı haber merkezinde onun tecrübelerinden faydalandım” diyebiliyorsunuz. Ayrıcalık yaşatıyor size…
Birçok kişinin yaşamak istediği, ama çok az insanın sahip olabildiği bir şans. Demokratlık, hoşgörü, kavgadan uzak uzlaşıcı bir zihniyet. Bildiğini, kafandakini söyleyebilme cesareti. Düşüncenin tarafı olma kazancı. Mesleki anlamda kazancım; kariyerimin en verimli ve olgunlaşma yıllarını böyle bir ismin yanımda geçirmemdir. Mekanı cennet olsun…
Mehmet Ali Birand’la ilgili unutamadığınız bir anınızı anlatır mısınız?
İlk aklıma gelen: Mardin haberi.
Mehmet Ali abinin gafları çoktu. İlk başta millet kızdı, etti. Ancak daha sonra alıştı. Hatta ekranda ‘gaf’ bekler oldu desem yanlış olmaz.
Her neyse Mardin Midyat’ta bir Süryanı bir papaz kaçırılmıştı. Ben de oraya gitmiştim muhabir olarak. Canlı yayın var, dediler. Tam saatinde Birand’la bağlantı gerçekleştirdik. Birand, soruyu paslarken Mardin yerine Madrit’in Midyat ilçesi dedi. Güler misin, ağlar mısın denilecek bir durum. İçimden güldüm tabi ki, ama ben ve herkes aslında ne sormak istediğini anlamıştı.
Cevabı verdim geçtim.
Fox Tv’de kısa sürede farklı ve samimi haber sunumuyla fenomen haline geldiniz. Sizi diğer haber spikerlerinden ayıran özellik muhabirlikten gelmiş olmanız mı?
Fenomen mi oldum? Bilmiyorum.
Bildiğim şu: Olmak için özel bir çaba harcamadığım. Ben olduğum gibiyim ekranda. Bir zorlamanın, bir sahne sanatçısıymış gibi rol yapmanın gayreti içinde olmadım. Muhabirliğimde de buna dikkat ettim. Samimiyet ile göz boyamak arasındaki ince çizgiyi aşmamanın özeni içinde oldum. Haberciyken de ‘tavrı ve duruşu’ olan anonslar yapmaya gayret eder, anonsun olmadığı yerde metinle bunu oluşturmaya çalışırdım. Böyle yaptım. Toplum mühendisliğine hiçbir zaman soyunmadım.
Sadece ve sadece düşüncelerim tarafı olarak hareket ettim. Evet böyle dediğiniz olunuyorsa ben bunları içimden geldiği içim yaptım. O dediğinizi olmak için değil… Bu halimden de mutluyum.(gülüyor)
Twitter’de oldukça aktifsiniz. Hatta haber sunarken aynı zamanda Twitter’de haberlerle ilgili eleştirileri de okuyorsunuz. Sizce sosyal medya, görsel medya için önemli mi?
Nasıl ‘görsel medya’ ile ‘yazılı medya’yı ayıramıyorsak, artık ‘sosyal medya’yı da yok sayamayız. Ortak kelime ‘medya’. Biri görseli, diğeri yazılı hali, en son ortaya çıkansa teknolojinin yeni bir getirisi. İnternetin faydası. Medya ikizdi, şimdi üçüz oldu. Bu yüzyılda ‘sosyal medya’sız bir basın olamaz. En kısa zamanda adapte olmak şart. Ben, ana habere ‘sosyal medya’yı adapte etmeye çalıştım. Hem bir ilk gerçekleşti, hem de kötü mü oldu TV başındaki izleyici, katılımcı olarak tembellikten kurtuldu. Fox Haber olarak bunu başardık. Aslında yaşamak gerekiyor. Çok keyifli.
Ancak burada önemli olan şu: Gelen mesajları cesaretle okumak. İzleyen buna çok dikkat ediyor. Bir de sorduğunuz sorunun yanıtını siz de vermelisiniz. Kaçak güreşmemelisiniz.
Haberle sürekli iç içesiniz. Zaman zaman sıkıldığınız oluyor mu?
Samimi cevabım sıkılıyorum. Çünkü sorunlar çok fazla, her gün bir yenisi ekleniyor. Ekranda bir de konuşuyorsunuz. Hafta içi 5 gün bu tempoyu yaşıyorsunuz.
Bunalıyorum. Onun için Cumartesi ve Pazar’ı çok seviyorum. Ne gazete okuyorum, ne haber bakıyorum. Kendimle ve ailemleyim…
Sektördeki usta tasarımcılar adına sormak istiyorum; bir haber spikeri olarak sizin en çok takmayı sevdiğiniz aksesuar hangisi?
Dikkat çeken kravatları seviyorum. Saat alışkanlığım yok ama kalem takıntım var. Güzel tükenmez kalemlerle ekrana çıkmayı seviyorum. Bir de sağ elimin yüzük parmağına taktığım lise yüzüğüm. Onu da çok seviyorum. Takmayı unuttuğumda eksiklik hissediyorum.
Babalar Günü yaklaşıyor biliyorsunuz. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz, babanızla olan ilişkiniz nasıldı?
Babamla mesafeli bir ilişkim vardı. İyi, dürüst insandır, çok çabalamıştır bizler için. Hatta yıpranmıştır da bu yüzden ama kendimi anneme yakın görmüşümdür. Belki de zaman zaman okkalı dayaklar yemem de bunda etkili olmuş olabilir. Ne olursa olsun babam da beni sever, ben de babamı severim. İyi ki varlar…
Beğendiğiniz haber spikerleri var mı?
Ben değerlendirirken sadece mesleki olarak değil, ahlaki değerleri de göz önünde bulunduruyorum.
Nazlı Çelik, Pelin Çift, Seda
Öğretir, Ahmed Arpat, Yağız Şenkal, İbrahim Güneş,
Erhan Karadağ bence iyi isimler…
Haberciliğinizin yanı sıra bir de “Sessiz” kitabınız var. Önümüzdeki günlerde sevenlerinizi bekleyen bir proje var mı?
Evet bir proje var ama kitabın ikincisi değil. Kısa zamanda olacak diye düşünüyorum. Bu projenin gerçekleşmesi ile çok insana ulaşabileceğim. Görmemeniz, farkında olmamanız mümkün değil.
Haberciliğe yeni adım atmak isteyen okurlarımıza ne gibi önerilerde bulunmak istersiniz?
Bir kere risk almayı ve sabretmeyi bilmeleri gerekiyor. Bunun ötesinde merak etmek, kuşku duymak ve soru sormak bu işin temeli. Bunlar varsa ya da var ama gelişmesi gerekiyor diye düşünüyorlarsa başlayabilirler.