Fatih Portakal;TOPLUM MÜHENDİSLİĞİNE HİÇBİR ZAMAN SOYUNMADIM

Hafta içi her akşam 19.00’da evimize konuk olan ekranların sevilen ana haber spikeri
Fatih Portakal ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Tavrı ve duruşundan ödün vermeyen Portakal, tüm samimiyetiyle VOIR Magazin’e konuştu.Fatih Bey, rahmetli usta gazeteci Mehmet Ali
Birand’la çalıştınız. Haber sunma tarzınız da rahmetli gibi farklı. Mehmet Ali Birand size neler kattı, onunla çalışmak nasıl bir duyguydu anlatır mısınız?
İyi ki beni 2006 yılında çağırmış, iyi ki İzmir’den kalkıp İstanbul’a gelmişim ve iyi ki 4 yıla yakın ‘duayenle’ birlikte çalışmışım. Birand’la çalışmak ayrı bir hava veriyor insana.
“Mehmet Ali Birand’la çalıştım, aynı haber merkezinde onun tecrübelerinden faydalandım” diyebiliyorsunuz. Ayrıcalık yaşatıyor size…
Birçok kişinin yaşamak istediği, ama çok az insanın sahip olabildiği bir şans. Demokratlık, hoşgörü, kavgadan uzak uzlaşıcı bir zihniyet. Bildiğini, kafandakini söyleyebilme cesareti. Düşüncenin tarafı olma kazancı. Mesleki anlamda kazancım; kariyerimin en verimli ve olgunlaşma yıllarını böyle bir ismin yanımda geçirmemdir. Mekanı cennet olsun…
Mehmet Ali Birand’la ilgili unutamadığınız bir anınızı anlatır mısınız?
İlk aklıma gelen: Mardin haberi.
Mehmet Ali abinin gafları çoktu. İlk başta millet kızdı, etti. Ancak daha sonra alıştı. Hatta ekranda ‘gaf’ bekler oldu desem yanlış olmaz.
Her neyse Mardin Midyat’ta bir Süryanı bir papaz kaçırılmıştı. Ben de oraya gitmiştim muhabir olarak. Canlı yayın var, dediler. Tam saatinde Birand’la bağlantı gerçekleştirdik. Birand, soruyu paslarken Mardin yerine Madrit’in Midyat ilçesi dedi. Güler misin, ağlar mısın denilecek bir durum. İçimden güldüm tabi ki, ama ben ve herkes aslında ne sormak istediğini anlamıştı.
Cevabı verdim geçtim.
Fox Tv’de kısa sürede farklı ve samimi haber sunumuyla fenomen haline geldiniz. Sizi diğer haber spikerlerinden ayıran özellik muhabirlikten gelmiş olmanız mı?
Fenomen mi oldum? Bilmiyorum.
Bildiğim şu: Olmak için özel bir çaba harcamadığım. Ben olduğum gibiyim ekranda. Bir zorlamanın, bir sahne sanatçısıymış gibi rol yapmanın gayreti içinde olmadım. Muhabirliğimde de buna dikkat ettim. Samimiyet ile göz boyamak arasındaki ince çizgiyi aşmamanın özeni içinde oldum. Haberciyken de ‘tavrı ve duruşu’ olan anonslar yapmaya gayret eder, anonsun olmadığı yerde metinle bunu oluşturmaya çalışırdım. Böyle yaptım. Toplum mühendisliğine hiçbir zaman soyunmadım.
Sadece ve sadece düşüncelerim tarafı olarak hareket ettim. Evet böyle dediğiniz olunuyorsa ben bunları içimden geldiği içim yaptım. O dediğinizi olmak için değil… Bu halimden de mutluyum.(gülüyor)
Twitter’de oldukça aktifsiniz. Hatta haber sunarken aynı zamanda Twitter’de haberlerle ilgili eleştirileri de okuyorsunuz. Sizce sosyal medya, görsel medya için önemli mi?
Nasıl ‘görsel medya’ ile ‘yazılı medya’yı ayıramıyorsak, artık ‘sosyal medya’yı da yok sayamayız. Ortak kelime ‘medya’. Biri görseli, diğeri yazılı hali, en son ortaya çıkansa teknolojinin yeni bir getirisi. İnternetin faydası. Medya ikizdi, şimdi üçüz oldu. Bu yüzyılda ‘sosyal medya’sız bir basın olamaz. En kısa zamanda adapte olmak şart. Ben, ana habere ‘sosyal medya’yı adapte etmeye çalıştım. Hem bir ilk gerçekleşti, hem de kötü mü oldu TV başındaki izleyici, katılımcı olarak tembellikten kurtuldu. Fox Haber olarak bunu başardık. Aslında yaşamak gerekiyor. Çok keyifli.
Ancak burada önemli olan şu: Gelen mesajları cesaretle okumak. İzleyen buna çok dikkat ediyor. Bir de sorduğunuz sorunun yanıtını siz de vermelisiniz. Kaçak güreşmemelisiniz.
Haberle sürekli iç içesiniz. Zaman zaman sıkıldığınız oluyor mu?
Samimi cevabım sıkılıyorum. Çünkü sorunlar çok fazla, her gün bir yenisi ekleniyor. Ekranda bir de konuşuyorsunuz. Hafta içi 5 gün bu tempoyu yaşıyorsunuz.
Bunalıyorum. Onun için Cumartesi ve Pazar’ı çok seviyorum. Ne gazete okuyorum, ne haber bakıyorum. Kendimle ve ailemleyim…
Sektördeki usta tasarımcılar adına sormak istiyorum; bir haber spikeri olarak sizin en çok takmayı sevdiğiniz aksesuar hangisi?
Dikkat çeken kravatları seviyorum. Saat alışkanlığım yok ama kalem takıntım var. Güzel tükenmez kalemlerle ekrana çıkmayı seviyorum. Bir de sağ elimin yüzük parmağına taktığım lise yüzüğüm. Onu da çok seviyorum. Takmayı unuttuğumda eksiklik hissediyorum.
Babalar Günü yaklaşıyor biliyorsunuz. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz, babanızla olan ilişkiniz nasıldı?
Babamla mesafeli bir ilişkim vardı. İyi, dürüst insandır, çok çabalamıştır bizler için. Hatta yıpranmıştır da bu yüzden ama kendimi anneme yakın görmüşümdür. Belki de zaman zaman okkalı dayaklar yemem de bunda etkili olmuş olabilir. Ne olursa olsun babam da beni sever, ben de babamı severim. İyi ki varlar…
Beğendiğiniz haber spikerleri var mı?
Ben değerlendirirken sadece mesleki olarak değil, ahlaki değerleri de göz önünde bulunduruyorum.
Nazlı Çelik, Pelin Çift, Seda
Öğretir, Ahmed Arpat, Yağız Şenkal, İbrahim Güneş,
Erhan Karadağ bence iyi isimler…
Haberciliğinizin yanı sıra bir de “Sessiz” kitabınız var. Önümüzdeki günlerde sevenlerinizi bekleyen bir proje var mı?
Evet bir proje var ama kitabın ikincisi değil. Kısa zamanda olacak diye düşünüyorum. Bu projenin gerçekleşmesi ile çok insana ulaşabileceğim. Görmemeniz, farkında olmamanız mümkün değil.
Haberciliğe yeni adım atmak isteyen okurlarımıza ne gibi önerilerde bulunmak istersiniz?
Bir kere risk almayı ve sabretmeyi bilmeleri gerekiyor. Bunun ötesinde merak etmek, kuşku duymak ve soru sormak bu işin temeli. Bunlar varsa ya da var ama gelişmesi gerekiyor diye düşünüyorlarsa başlayabilirler.